
Bir zamanlar birlikte inanıyorduk.
Aynı masallarla büyüyor, aynı bayraklara bakıyorduk.
Tanrımız, toprağımız ve tarihlerimiz ortaktı.
Toplumsal anlatılar, varlığımızı anlamlı kılıyordu.
Sonra birey doğdu.
Ve birey, kendini kutsal metnin satır aralarında değil, aynada aramaya başladı.
Kutsal anlatılar çatladı.
Çünkü artık herkes kendi hikâyesinin tanrısıydı.
Kurtuluş bir halk hareketi değil, bir kişisel gelişim kursu oldu.
Topluluklar dağıldı, kimlikler çoğaldı.
Çoğaldıkça yalnızlaştık.
Kültür, artık bir yaşama biçimi değil, bir tüketim nesnesi.
Aidiyet ise artık bir seçim kartı: beğen – takip et – terk et.
Ulus, bir harita rüyasıydı.
Şimdi o rüya da uyanıyor.
Köksüzlük, özgürlük diye satılıyor.
Ama köksüz ağaç, ilk rüzgârda devrilir.
Yıkılan sadece anlatılar değil…
Yıkılan biziz.
Birlikte olmayı unutanlar.

Bir Cevap Yazın